illüstrasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
illüstrasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nis 2013

Çilek Reçeli Kafası

Haftalardır yaşadığım çilek reçeli kafasını bloga yazmamak haksızlık olurdu.

Bir insanın 30 yaşını geçtiği yıllarda mükemmel reçel yaptığını öğrenmesi çok üzücü! Bir ömür bu güzellikten kendini mahrum etmesi çok yazık! Çilek reçelsiz geçen günlerim için hissettiğim tek bir şey var: acı!

Evet, kendi evimin olmasıyla ilk kez tattığın duygular gibi ilk kez reçel yapma girişimim, pazardan alınan bir kilo çileğin çöpe gitmemesi adına, beyhude bir çaba olduğu düşünülerek başladı. İnternetlerden nasıl yapılacağına dair bir kaç bilgi alındıktan sonra sabır içinde, evi kaplayan harika çilek kokularıyla heyecanlı bekleyiş, yerini cennete ışınlanıp gelmiş gibi hissettiren bir lezzet patlamasına bıraktı.

Çok ciddiyim yerken kendimden geçtim. Yıllarca denemediğim pasta ve yemek kalmamıştı. Nedendir bilmem hayatımda ilk kez reçel yaptım. Yahu sahi, neden daha önce hiç çilek reçeli yapmamıştım?

Sabah kahvaltılarında, bazen acıktığım anlarda ve evime gelen arkadaşlarıma kahvenin yanında... Derken iki haftada kavanoz kavanoz reçel tükettik. Annem blogumu okumuyor diye rahatça söyleyebilirim ki annemin yaptıkları bana hiç böyle hissettirmemişti. Bu reçeli özel kılan neydi? Sanırım ilk kez yapmam, özenerek yapmam...

Merak etmeyin tarifi ve yapımı çok kolay. 1 kg çileğe 4 su bardağı şeker döküyorsunuz ve bir gece kapağı kapalı bekletiyorsunuz. Ardından kaynamaya alıyorsunuz. Kaynayınca kısık ateş, köpürdükçe kaşıkla alıyorsunuz. Dediğim gibi sabır istiyor. Reçelin olduğunu anladığınız anda çeyrek limon suyu, biraz daha karıştırıp alıyorsunuz ocaktan.

İşte bu kadar. Oluyor size ev yapımı, el yapımı reçel! ve ben bu reçele ba-yı-lı-yo-rum!

3 Nis 2013

Kitap Kafası


Son zamanlarda bende bir kitap kafası ki sormayın gitsin. Yaşadığım boşluğa iyi geleceğini düşünerek yeniden kitaplara sarıldım.

Çok kitap okuyamayan biri olarak hayatım boyunca ne kadar değerli ve öncelikler arasında olması gerektiğini bilir ve söylerim. Ancak gel gör ki hiç bir zaman önceliklerimde yer almadı ve hiç bir zaman "bir saatte okudum bitirdim" cümlesini kullanmadım. Kütüphaneleri çok sever, kitap satış mağazalarında hayranlıkla raflara saatlerce bakar, sonra da şu cümle geçer içimden: "önce evdeki kitapları okuyup bitirmeliyim". Sonra da elim boş çıkarım kokusuna hayran olduğumun evinden.

Bir önceki yazımı yayınladıktan sonra "ne megalomansın Esra, azıcık mütevazı ol kuzum!" demiştim. Şimdi de kendi berbatlıklarımdan bahsederek bir takım ayıplama ve gözden düşmelere maruz kalacağımı bile bile bu yazıyı yazıyorum:)

Ama hiç kitap okumadım değil elbette. Genelde popüler kitaplar okudum. Hep istemişimdir Türk Edebiyatı'nın bütün eserlerini okuyup kahramanlarında kendimi bulmayı, çok isterdim Rus Edebiyatı'ndan arkadaş ortamlarında bahsedebilmeyi ve çok isterdim bir kitabı bir saatte bitirebilmeyi.

Bilemiyorum işte olmadı... Ama hep odaklanma sorunum olmuştur kitap okurken, çok sessiz bir ortamdaysam okuyabiliyordum veya uykum olmadığında. Ya da işte başka boş şeyler çekti ilgimi sonra...

Oysa çocukluğumda okumaya teşvik edici güzel olaylar yaşamıştım. İlkokul öğretmenim okuma yarışı yapardı. En hızlı okuyan üç öğrenciyi tahtaya kaldırıp, alkışlatıp şeker verirdi. Ben hep ikinci olurdum:) Birinci Yelda, üçüncü Nazan. Bu hiç değişmezdi. Gerçi hep kızardım öğretmenime, utanırdım çünkü, tahtada durmuş arkadaşlarımın beni alkışlaması ve önlerinde şekerleri cebe atmak.. Zoruma giderdi o yaşta, ayrımcılık gibi gelirdi belki. Yine de en hızlı okuyanlar arasında olan bir öğrencisinin şu an hızlı okuyabilmek ve hatta kitap okuyabilmek için verdiği çabayı görse üzülürdü eminim.

Derken bugün şifa niyetine yeniden girdi gündemime okumak. Kim bilir belki kitaplarla ilgili çok istediğim şeyleri hayata geçirmek an meselesidir. Kendimi sahaflara atarak bir başlangıç yapabilirim.

Şu an ne mi okuyorum? Bir tık o zaman;)

Eee sizin kitap kafanız nasıl?

29 Eki 2012

Cumhuriyet Bayramı Kafası

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, özgürlük bayramımız... Gösteri kutlama bi yana yürüyüşün yasak olduğu bayram. Tüm engellere rağmen yürüyen Cumhuriyet çocukları hepimizi gururlandırdı elbette. Ben bugün sesimi duyuramasam da okula gider gibi ördüğüm saçlarım ve kırmızı-beyaz giysilerimle şehrin en kalabalık caddesinde yürüyerek rengimi belli ettim. Binlerce kişiyle kalabalığa, polise, coplara ya da biber gazlarına direnmedim belki ama kendimle, kadın başıma ÖZGÜRCE yürüdüm oradan oraya. Beni çok kimse görmedi belki ama Atatürkü'ü andım içimden sevgiyle. Onun en sevdiği içecek olan TÜRK kahvesi içtim bugün ve tek kişilik bayramımı içimdeki sevinçle kutladım. Biraz buruk ama çokça gururla...

1 Şub 2012

Lidyana Kafası

Merhaba,

26 Aralık tarihinde başlayan hiper yoğun serüvenimden ötürü blogumu bu kadar uzun süre başı boş bırakmak zorunda kaldım.

Şimdilerde -umarım- hayat normale dönüyor ve ben çok özlediğim bloguma, çizimlerime ve yazılarıma kavuştum. Ne kadar sevdiğimi de yeniden anladım.

Bir maille başladı her şey bir ay önce, bir iş görüşmesi teklifiydi. Ardından görüşmeler, acilen işe başlama, arada memlekete gidip gelme, tekrar iş başı ve yeni ev, yeni ev arkadaşı, kar yağışlı havalar derken, hayatımın en yoğun bir yılını, bu bir aya sığdırmış gibi oldum. Her şey o kadar güzel ve keyifli ki yoğun demek bile olumsuz bir terim olarak kalır.

Hayatın tüm olumsuzluklarına rağmen büyük resime bakınca harika bir işim var, çok büyük girişimci isimlerin ortağı olduğu bir dikey e-ticaret sitesinin, büyük bir kuruluşun bir parçasıyım, Lidyana.com takı ve aksesuar sitesinin tasarımcısıyım. Yaşadığım ev İstanbul'un en güzel yerlerinden birinde, güzel arkadaşlarım var ve sağlığım yerinde, e daha ne isterim, birazcık blog yazmak için zaman tabi ki:) Bir de çizim yapabilmek. Bu çizimi de ofiste çaktırmadan yaptım, masa büyüklüğünde ekranımla nasıl çaktırmadan yapılır bilmem ama...

Yazmak istediğim tonlarca şey var, ancak zamanla sıralarım hepsini.

Hadi herkes bi tık Lidyana.com'a, sevgililer günü yaklaşırken sevgililere, eşlere, annelere güzel hediyeler almaya;) Erkekler için de ürünler var beyler koşun!

25 Ara 2011

Kar Kafası

Bu günlerde bir "Kar Kafası" yaşıyorum ki sormayın.

Hayatında kar görmemiş olmak sizin için çok şaşırtıcı olsa da, Adana'da hiç kar yağmadı ve ben seyahatlerimi hep karsız yerlere yapmışım. Geçen kış İstanbul'da çok hafif yağdığı dönem buradaydım. Bir de şu günlerde, bu kadar yoğun yağmasa da, her yağdığında aynen bu kafayı yaşıyorum.

İçimdeki çocukça duygulara engel olamayıp dilimi uzatıyor, oradan oraya koşmak istiyorum. Neden? Bilmiyorum:)

Bir an önce "Kar topu Kafası" ve Kardan Adam Kafası"nı yaşamak dileğiyle. ^^

8 Ara 2011

Huzur Kafası

İçindeki her şeyi boşalttığın zaman -düşünceler, arzular, hatıralar, projeksiyonlar, ümitler- hepsi gittiği zaman, ilk defa kendini bulacaksın, çünkü sen o saf alandan baska bir şey degilsin, içindeki o bakir alan. OSHO

Herkesin biraz huzura ihtiyacı vardır ve bence herkes bazı bazı meditasyon yapıp, kendini dinlemeye zaman ayırmalı.

6 Ara 2011

Zıbarovski Kafası

Zıbarovski zıbarmaktan gelen bir terimdir. Zıbarmak uyumaktan gelir...
Sevgili Aslı buldu bu ismi:)Bu çizim aslında onun için ama gecenin sessizliğinde uyumak isteyip uyuyamayanlara, uyuması gerekip uyumak istemeyenlere ve benim gibi uykuyu çookk sevenlere de gelsin.

14 Kas 2011

Yağmur sonrası kafası

Hayatımda daha önce bu kadar güzel bir gökkuşağı görmemiştim.

Ufuk çizgisinin bir noktasından başka bir noktasına kadar uzanıp büyüledi beni!

22 Eki 2011

Kağıtsal mevzular

Bir takım düşünceler içindeydim, şimdiyse bir takım çalışmalar içindeyim. Daha önce burada da bahsettiğim bu bloga kardeş geldi.

Esrarengiz Şeyler'i takip eden aradaşlarım o blogu ve yaptıklarımı seveceğinden neredeyse eminim. Fotoğraflarda olduğu gibi çizimler yapıyorum, kağıtlar kesiyorum, yapıştırıp zarflıyorum ve hem de eskiden olduğu gibi "tükenmez kalem" ile adres yazıp "postaneden" postalıyorum. Ve bu beni o kadar mutlu ediyor ki.

Kağıttan Şeyler'e bekliyorum;)

13 Eki 2011

İyi seyirler.

Bilenler bilir, çok uzun zamandır tv izlemiyorum. Hatta o kadar ki bir ara "aa televizyon diye bir icat vardı dimi" diye düşünmeye başladım. Hem işlerimin yoğunluğundan, hem de türk dizilerini sevmiyor olmamdan dolayı. Haber, tartışma vs. programlarını ise tercihen izlemiyorum.

Evde annem yüzümü daha çok görebilmek için dizi saatlerinde çağırmaya başlardı "gel kızım gel şu diziyi izleyelim de yüzünü göreyim azıcık" diye. 5-10 dakika zor dayanırdım. Çünkü yapacak o kadar iş, internetten indirilmiş o kadar film, dizi ve belgesel var ki...

Yuvam değişince daha farklı oldu durum nedense. Sanırım televizyonda zap konusunda daha serbest kaldığım için azar azar izlemeye başladım.

Geçen gün ev arkadaşım işle ilgili önemli bir şeyler konuşurken ben internetten tv guide bakıp "bu akşam hangi dizi var acaba" diye düşünürken buldum kendimi.

Akşam saatleri artık işimi bitirmiş, çayımı/kahvemi ve battaniyemi yanıma almış tv izlemeye koyuluyorum. Çok işim varsa da çalışırken izliyorum. Kardeşlerim ve annem görse çok şaşırır evet ama artık diziler hoşuma gitmeye başladı;)

Demem o ki, bugün de işleri bitirip geçtim tv karşısına, keyif yapmaya.
Herkese iyi seyirler...

19 Eyl 2011

Film gerçek olsa ya!

İstanbul'a yerleşiyor olmam, mevsimsel açıdan öyle bir zamana denk geldi ki hem yazlık hem kışlık giysilerimi götürmeliyim. Bir de benim gibi hiçbir giysisinden mahrum olmak istemeyen biri eminim 3-4 bavulu hazırlamıştı bile. Bir de tüm kitaplarımı götürmek istiyorum, üstelik yıllardır kapağını açmadığım kitaplarımı bile, sanki oraya okumaya gidiyormuşum gibi:)

Ayakkabılarım var bir de, eski-yeni, yazlık-kışlık, hiç birinden ayrılamam ki...

Gidiş uçak biletimi hazırladım vee o kadar eşyayı götürürken ekstra bagaj parası falan ödeyeceğime anneme de bir bilet aldım:) Yoo yo hayır anneme odamı falan temizletmek niyetim yok, hele ki orada bize güzel yemekler yapmasını isteyeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. :P

Şaka bi yana annemin yaşayacağım yeri görmesi ve oraları gezdirmek niyetim. Evimizi, odamı, ofisimi ve boğazda çay içmenin keyfini göstermek amacım. Yani aslında ilişkimiz hem alıcı hem verici durumda. Yani her iki taraf kazanmış olacak:)

Aslında gönül isterdi ki "Up" filminde olduğu gibi tüm evimi yüzlerce balona bağlayıp herkesi ve her şeyimi birden götürebilmek. Annemi, babamı, kardeşlerimi..

Hiç ayrılmayalım, hiç özlem duymayalım diye..

Fotocanlar

Sevgili Alev ve Erkin'i çizmiştim. Blog takipçilerimle paylaşmadan olmazdı.

Arkada Erkin'in alevlehayat etiketli feedlerini yazmıştım ama burada belli belirsiz bıraktım, Alev kızıyor:))

İkinizi de çok seviyorum canlarım! ;)

16 Ağu 2011

Bu ne kafası?

Bu ne kafası diyenlere cevabım: Tatil kafası.

Deniz, kum, güneş havası. Evet tatilsizlik başıma vurdu.

14 Ağu 2011

Ellerim işte...

Arada bir böyle şeyler çizdiğim doğrudur.

Bu çizim aylardır defterimde. Neden şimdi yazıyorum yazısını? Bu çizgiler benim şu anki yaşamımı ve bulunduğum durumu o kadar iyi yansıtıyor ki, şaşırıp kaldım kendi kendime.

Aylar öncesinde bulunduğum her ortamın, içtiğim her kahvenin, söylediğim her cümlenin, hissettiğim her hüznün ve mutluluğun çizgisini görebilirsiniz. Ama tam olarak bu günü yansıtması...

Adeta ellerim önceden geleceği görmüş gibi...

30 Tem 2011

Bir kendini beğenmişlik hikayesi.

Adana için küçük, benim için büyük bir adım atıldı. Adana'da olanlar gözlerini reklam mecralarına çevirip sabırla beklesin, olmayanlar ise blog sayfamdan "bir tasarımcı nasıl mutlu olur" isimli yazı dizisini takip etsin. :)
Saygılar.

22 Tem 2011

Böyle bir gün.


Dikkat! Burası elit iş çevresinin zaman geçirdiği bir çay bahçesi. Herkes ciddi konularda konuşup güzel kıyafetlerine/takım elbiselerine dikkat ederek yiyip içiyor. İçeriden mükemmel tost kokuları geliyor,iş insanlarının tostu da başka oluyor demek ki...

Ortam kasıyor, hava esiyor, ben ise sudoku çözüyor, ağzıma bir sezen şarkısını tutturmuş abidik gubidik rahat hareketlerimle zaman geçiriyorum.

Derken sandviçini ısıran adamla göz göze geliyoruz. Grand tuvalet ağzını kocaman açarken gözüme ne kadar garip göründüğünü bilse "ne var? senin de ağzın yok mu?" diyiverirdi bana eminim. Yarım saat boyunca gözleri üzerimdeydi, hissettim. "Kariyer sahibi olabilirsin Tarık Akan bakışlı abicim, fekat tipim değilsin" diyiverirdim bir şey söylese.

Ardından servis elemanı geliyor. Hani şu "tuvalet ne tarafta?" soruma karşılık "maalesef tuvaletimiz yok" deyip yakınlardaki umumi tuvaletin varlığını benden gizleyen eleman. Ne kadar şık giyinmişsem artık, beni umumi helaya yakıştıramadı ki garip. "Bir şey ister misiniz?" diye sordu otuzbeşinci defa. "Evet tuvalet isterim" diyecektim ki vazgeçtim.

İçtiğim türk kahvesinin dişkovuğuna yetmeyecek düzeyde minimalist tarzının bıraktığı hoş tatla oradan ayrılıyorum.

Hoşçakalın cam bina insanları, hoşçakal tuvaletsiz kalasıca arkadaş.

5 Tem 2011

Evren ne diyorsun?

İstanbul'da bir sahil parkında denizi izleyen kaç kişinin gözleri önünde böyle bir olay gerçekleşir ki? Hem de kısa süreliğine bu şehirde misafir olan biriyseniz... Ve her şeye "bu bir işaret midir?" diye bakan biriyseniz.. Bu nasıl bir işarettir? :)

30 Haz 2011

Düğün davetiyesi çizimi/tasarımı.

Blog sayfama bir yıldan fazla bir süredir, en çok "bir düğün davetiyesi" postuyla giren sevgili okuyucu ve evlilik hazırlıkları yapan, davetiyesinin farklı bir tasarım olmasını isteyen gelin/damat adayları. Sizlere güzel bir haberim var.

Kişiye özel ve istenilen teknikte düğün davetiyenizi hazırlamak istiyorum.

Bunun için benimle bu mail adresim yoluyla irtibata geçmeniz yeterli: esra@esrarici.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...