Haftalardır yaşadığım çilek reçeli kafasını bloga yazmamak haksızlık olurdu.
Bir insanın 30 yaşını geçtiği yıllarda mükemmel reçel yaptığını öğrenmesi çok üzücü! Bir ömür bu güzellikten kendini mahrum etmesi çok yazık! Çilek reçelsiz geçen günlerim için hissettiğim tek bir şey var: acı!
Evet, kendi evimin olmasıyla ilk kez tattığın duygular gibi ilk kez reçel yapma girişimim, pazardan alınan bir kilo çileğin çöpe gitmemesi adına, beyhude bir çaba olduğu düşünülerek başladı. İnternetlerden nasıl yapılacağına dair bir kaç bilgi alındıktan sonra sabır içinde, evi kaplayan harika çilek kokularıyla heyecanlı bekleyiş, yerini cennete ışınlanıp gelmiş gibi hissettiren bir lezzet patlamasına bıraktı.
Çok ciddiyim yerken kendimden geçtim. Yıllarca denemediğim pasta ve yemek kalmamıştı. Nedendir bilmem hayatımda ilk kez reçel yaptım. Yahu sahi, neden daha önce hiç çilek reçeli yapmamıştım?
Sabah kahvaltılarında, bazen acıktığım anlarda ve evime gelen arkadaşlarıma kahvenin yanında... Derken iki haftada kavanoz kavanoz reçel tükettik. Annem blogumu okumuyor diye rahatça söyleyebilirim ki annemin yaptıkları bana hiç böyle hissettirmemişti. Bu reçeli özel kılan neydi? Sanırım ilk kez yapmam, özenerek yapmam...
Merak etmeyin tarifi ve yapımı çok kolay. 1 kg çileğe 4 su bardağı şeker döküyorsunuz ve bir gece kapağı kapalı bekletiyorsunuz. Ardından kaynamaya alıyorsunuz. Kaynayınca kısık ateş, köpürdükçe kaşıkla alıyorsunuz. Dediğim gibi sabır istiyor. Reçelin olduğunu anladığınız anda çeyrek limon suyu, biraz daha karıştırıp alıyorsunuz ocaktan.
İşte bu kadar. Oluyor size ev yapımı, el yapımı reçel! ve ben bu reçele ba-yı-lı-yo-rum!
neyin kafası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
neyin kafası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Nis 2013
3 Nis 2013
Kitap Kafası

Son zamanlarda bende bir kitap kafası ki sormayın gitsin. Yaşadığım boşluğa iyi geleceğini düşünerek yeniden kitaplara sarıldım.
Çok kitap okuyamayan biri olarak hayatım boyunca ne kadar değerli ve öncelikler arasında olması gerektiğini bilir ve söylerim. Ancak gel gör ki hiç bir zaman önceliklerimde yer almadı ve hiç bir zaman "bir saatte okudum bitirdim" cümlesini kullanmadım. Kütüphaneleri çok sever, kitap satış mağazalarında hayranlıkla raflara saatlerce bakar, sonra da şu cümle geçer içimden: "önce evdeki kitapları okuyup bitirmeliyim". Sonra da elim boş çıkarım kokusuna hayran olduğumun evinden.
Bir önceki yazımı yayınladıktan sonra "ne megalomansın Esra, azıcık mütevazı ol kuzum!" demiştim. Şimdi de kendi berbatlıklarımdan bahsederek bir takım ayıplama ve gözden düşmelere maruz kalacağımı bile bile bu yazıyı yazıyorum:)
Ama hiç kitap okumadım değil elbette. Genelde popüler kitaplar okudum. Hep istemişimdir Türk Edebiyatı'nın bütün eserlerini okuyup kahramanlarında kendimi bulmayı, çok isterdim Rus Edebiyatı'ndan arkadaş ortamlarında bahsedebilmeyi ve çok isterdim bir kitabı bir saatte bitirebilmeyi.
Bilemiyorum işte olmadı... Ama hep odaklanma sorunum olmuştur kitap okurken, çok sessiz bir ortamdaysam okuyabiliyordum veya uykum olmadığında. Ya da işte başka boş şeyler çekti ilgimi sonra...
Oysa çocukluğumda okumaya teşvik edici güzel olaylar yaşamıştım. İlkokul öğretmenim okuma yarışı yapardı. En hızlı okuyan üç öğrenciyi tahtaya kaldırıp, alkışlatıp şeker verirdi. Ben hep ikinci olurdum:) Birinci Yelda, üçüncü Nazan. Bu hiç değişmezdi. Gerçi hep kızardım öğretmenime, utanırdım çünkü, tahtada durmuş arkadaşlarımın beni alkışlaması ve önlerinde şekerleri cebe atmak.. Zoruma giderdi o yaşta, ayrımcılık gibi gelirdi belki. Yine de en hızlı okuyanlar arasında olan bir öğrencisinin şu an hızlı okuyabilmek ve hatta kitap okuyabilmek için verdiği çabayı görse üzülürdü eminim.
Derken bugün şifa niyetine yeniden girdi gündemime okumak. Kim bilir belki kitaplarla ilgili çok istediğim şeyleri hayata geçirmek an meselesidir. Kendimi sahaflara atarak bir başlangıç yapabilirim.
Şu an ne mi okuyorum? Bir tık o zaman;)
Eee sizin kitap kafanız nasıl?
29 Eki 2012
Cumhuriyet Bayramı Kafası
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, özgürlük bayramımız... Gösteri kutlama bi yana yürüyüşün yasak olduğu bayram. Tüm engellere rağmen yürüyen Cumhuriyet çocukları hepimizi gururlandırdı elbette.
Ben bugün sesimi duyuramasam da okula gider gibi ördüğüm saçlarım ve kırmızı-beyaz giysilerimle şehrin en kalabalık caddesinde yürüyerek rengimi belli ettim. Binlerce kişiyle kalabalığa, polise, coplara ya da biber gazlarına direnmedim belki ama kendimle, kadın başıma ÖZGÜRCE yürüdüm oradan oraya. Beni çok kimse görmedi belki ama Atatürkü'ü andım içimden sevgiyle. Onun en sevdiği içecek olan TÜRK kahvesi içtim bugün ve tek kişilik bayramımı içimdeki sevinçle kutladım. Biraz buruk ama çokça gururla...
1 Şub 2012
Lidyana Kafası
Merhaba,26 Aralık tarihinde başlayan hiper yoğun serüvenimden ötürü blogumu bu kadar uzun süre başı boş bırakmak zorunda kaldım.
Şimdilerde -umarım- hayat normale dönüyor ve ben çok özlediğim bloguma, çizimlerime ve yazılarıma kavuştum. Ne kadar sevdiğimi de yeniden anladım.
Bir maille başladı her şey bir ay önce, bir iş görüşmesi teklifiydi. Ardından görüşmeler, acilen işe başlama, arada memlekete gidip gelme, tekrar iş başı ve yeni ev, yeni ev arkadaşı, kar yağışlı havalar derken, hayatımın en yoğun bir yılını, bu bir aya sığdırmış gibi oldum. Her şey o kadar güzel ve keyifli ki yoğun demek bile olumsuz bir terim olarak kalır.
Hayatın tüm olumsuzluklarına rağmen büyük resime bakınca harika bir işim var, çok büyük girişimci isimlerin ortağı olduğu bir dikey e-ticaret sitesinin, büyük bir kuruluşun bir parçasıyım, Lidyana.com takı ve aksesuar sitesinin tasarımcısıyım. Yaşadığım ev İstanbul'un en güzel yerlerinden birinde, güzel arkadaşlarım var ve sağlığım yerinde, e daha ne isterim, birazcık blog yazmak için zaman tabi ki:) Bir de çizim yapabilmek. Bu çizimi de ofiste çaktırmadan yaptım, masa büyüklüğünde ekranımla nasıl çaktırmadan yapılır bilmem ama...
Yazmak istediğim tonlarca şey var, ancak zamanla sıralarım hepsini.
Hadi herkes bi tık Lidyana.com'a, sevgililer günü yaklaşırken sevgililere, eşlere, annelere güzel hediyeler almaya;) Erkekler için de ürünler var beyler koşun!
25 Ara 2011
Kar Kafası
Bu günlerde bir "Kar Kafası" yaşıyorum ki sormayın.Hayatında kar görmemiş olmak sizin için çok şaşırtıcı olsa da, Adana'da hiç kar yağmadı ve ben seyahatlerimi hep karsız yerlere yapmışım. Geçen kış İstanbul'da çok hafif yağdığı dönem buradaydım. Bir de şu günlerde, bu kadar yoğun yağmasa da, her yağdığında aynen bu kafayı yaşıyorum.
İçimdeki çocukça duygulara engel olamayıp dilimi uzatıyor, oradan oraya koşmak istiyorum. Neden? Bilmiyorum:)
Bir an önce "Kar topu Kafası" ve Kardan Adam Kafası"nı yaşamak dileğiyle. ^^
6 Ara 2011
Zıbarovski Kafası
Zıbarovski zıbarmaktan gelen bir terimdir. Zıbarmak uyumaktan gelir...Sevgili Aslı buldu bu ismi:)Bu çizim aslında onun için ama gecenin sessizliğinde uyumak isteyip uyuyamayanlara, uyuması gerekip uyumak istemeyenlere ve benim gibi uykuyu çookk sevenlere de gelsin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

